Değerlendirme: Haliç suyunda renk değişimi

Son günlerde bazı basın yayın organlarında dile getirilen ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından da ifade edilen Haliç’teki kirlilik iddiaları üzerine, Haliç’in kirliliği ve kirliliğin önlenmesi faaliyetlerinin tarihi ile bugün gelinen noktada Haliç’in kirlilik durumuna ilişkin bilinmesi gerekenlere odaklanmanın faydalı olacağı düşünülmektedir. 

Haliç’te kirliliğin ve önleme faaliyetlerinin tarihçesi

1970’lerden itibaren Haliç çevresindeki kentleşme ve endüstriyel faaliyetlerin yıllar boyu altyapı gelişiminden hızlı gelişimi Haliç’te herkesçe bilinen yoğun kirlilik durumunu ortaya çıkarmıştır. 1988 yılında yapılan atıksu arıtma tesisleri, tamamlayıcı altyapı yatırımları eksik olduğundan düşük verimle çalıştığı ve bu düzeyde altyapı tesisleşmesinin Haliç’i çevre kirliliğine karşı dirençli kılmadığı bilinmektedir. Bu nedenle Güney Haliç Projesi ve Kuzey Haliç Projesi ile ihtiyaç duyulan altyapı inşaatları ve tesisler 1995-2000 yılları arasında hayata geçirilmiştir. Bu projeler Haliç Çevre Koruma Projesi’nin planlanan safhalarından 2’sini oluşturmaktaydı.

Haliç Çevre Koruma Projesi 4 bileşenden oluşmaktadır:

1. Çamur Temizliği: Haliç’te proje başlangıcında mevcut atık çamurun yaklaşık 5 milyon m3’ü uzaklaştırılmıştır.

2. Güney ve Kuzey Haliç Projeleri: Haliç’in güneyinden dereleri veya doğrudan Haliç’i ve Marmara Denizi’ni kirleten atıksuların toplanarak Yenikapı Arıtma Tesislerine iletilmesi gerektiği için 1990 yılına kadar Eyüp, Haliç ve Fatih Tünelleri, Yenikapı Arıtma ve Ahırkapı Deniz Deşarj Tesisleri yapılmıştır. Ancak terfi merkezleri, kolektör ve ana toplayıcı kanallar ile dere ıslahları yapılmamış olduğundan Yenikapı Atıksu Arıtma Tesisi %8 kapasite ile çalışması söz konusu olmuştur. İhtiyaç duyulan bu tesisleşme ile Güney Haliç Projesi tamamlanmıştır. Haliç’in kuzeyinden derelerle veya doğrudan akan atıksuların Haliç’e girmesinin önlenmesi için, atıksu kanal, kolektör, tünel, arıtma tesisi ve deniz deşarj tesisleri inşa edilmiş ve 1997 yılında hizmete alınarak Kuzey Haliç Projesi tamamlanmıştır. 2000 yılındaki maliyet ile yaklaşık 210 milyon TL tutarında yatırım ile Haliç’e kentsel ve endüstriyel atıksuların girişi kontrol altına alınmıştır.

3. Dip tarama faaliyetleri: Haliç Çevre Koruma Projesinin başlangıcından günümüze kadar düzenli olarak Haliç’te dip tarama faaliyetleri ile çamur çıkarılmakta ve çıkarılan çamur bertaraf edilmektedir. Sediment kirliliği ile devam eden dip biyolojik aktivitenin kontrol altına alınabilmesi için dip tarama faaliyetlerinin sürekli olarak yürütülmesi önem arz etmektedir. 2019 yılına kadar her yıl 35 – 50 bin m3 hacmindeki çamur taranarak çıkarılmaktadır.

4. Haliç Deniz Suyu Terfi Merkezi Projesi: Haliç’e can suyu projesi olarak da bilinen proje 2012 yılında 44 milyon TL tutarındaki yatırımla Sarıyer Çayırbaşı mevkiinden 5 km uzunluğunda ve 2,2 m çapında bir tünel ile Ayazağa Terfi Merkezinden oluşmaktadır. Tünel boyunca cazibeli akış ile gelen boğaz suyu Terfi Merkezinde 21 m derinlikten Kağıthane Deresi seviyesine kadar pompalanmaktadır. Böylece Haliç suyundaki çözünmüş oksijen konsantrasyonunun artırılması hedeflenmiştir. 2016 yılında 337.972 m³/gün debi ile toplam 123.697.800 m³ boğaz suyu Haliç’e ulaştırılmıştır.

Haliç tekrar nasıl kirlenir?

Haliç’i büyük oranda çevre kirliliğinden koruduğu bilinen Haliç Çevre Koruma Projesi aşamaları incelendiğinde tüm faaliyetlerin bugüne kadar sürekli iyileştirmelerle korunduğu bilinmektedir. Projenin herhangi bir bileşeninin işleyişinde bir aksaklık olması, Haliç’in tekrar kirlilikle karşı karşıya kalmasıyla sonuçlanacağı düşünülmektedir. Yani inşa edilen tesislerin gerektiği gibi işletilmemesi, yapılan altyapı yatırımlarının bakımsız bırakılması Haliç’e tekrar arıtılmaksızın atıksuların ulaşması ile sonuçlanabilecektir. Dip tarama faaliyetlerinin planlandığı gibi sürdürülmemesi, çökelti halindeki dip çamurunda biyolojik aktivitelerin artmasına ve organik bir kirlilik yükü oluşturmasına neden olabilecektir. Son olarak boğaz suyunun Haliç’e ulaşmasını sağlayan tünellerin ve terfi merkezlerinin bakımsızlığı veya gerektiği gibi çalıştırılmaması, Haliç suyundaki çözünmüş oksijen seviyesinin düşmesine, buna bağlı olarak da tür çeşitliliğinin risk altında olmasına sebebiyet verebilecektir.

Haliç terfi merkezi projesi

Denizler için iyi çevresel durum bileşenlerinden birisi de deniz çöpleridir. Haliç’in güneyindeki ve kuzeyindeki yerleşim yerlerinden kaynaklanan deniz çöpleri ile deniz araçlarından kaynaklanan deniz çöpleri kirlilik meydana getirmektedir. Deniz canlılarının yaşamına yönelik tehdit oluşturması ve uzun vadede mikroplastik kirlilik meydana getirmesi de söz konusudur.

Sonuç: Haliç’te renk kirlilik demek mi?

Yüzeysel sularda renk değişiminin birkaç nedeni bulunmaktadır ve bunlardan birisi de kirlilik yükü olarak bilinmektedir. Biyolojik Oksijen İhtiyacı (BOİ) parametresi su kütlesinin BOİ’sinden büyük herhangi bir atıksuyun deşarjı kirlilik meydana getirmektedir. Bu formdaki bir deşarjın miktarına bağlı olarak su kütlesinde renk değişikliği gözlenebilecektir. Ancak her kirlilik de renk değişimine neden olmaz. Tıpkı her renk değişiminin kirlilik olarak açıklanmasının zor olduğu gibi.

Son günlerde Haliç’te gözlenen yüzeysel renk değişiminden yola çıkarak dile getirilen kirlilik endişeleri kuşkusuz haklı olabilecektir, ancak bunun için öncelikle Haliç’in kirlikten korunması faaliyetlerinde bir değişiklik olup olmadığı araştırılmalıdır. Bahsi geçen hemen tüm faaliyetler yatırımları yapılan altyapı bileşenlerinden oluşmakta ancak dip taraması faaliyeti süreklilik arz etmesi dikkatin bu noktaya çekilmesini gerekli kılmaktadır. Dip tarama faaliyetlerinin aksamış olması sediment aktivasyonunu artırarak, sıcaklığın da artmasıyla bir alg patlamasına neden olabilecektir. Meydana gelen alg patlaması de Haliç’in yüzeysel suyunda bir renk değişimine neden olabilecektir.

Dip tarama faaliyetlerinin tıpkı yıllardır yürütüldüğü periyotta yürütülmesi halinde de alg patlaması meydana gelebilecek ve Haliç suyunda renk değişimi gözlenebilecektir. Havaların ısınması, su kütlesindeki biyolojik aktiviteyi artırmak suretiyle fitoplankton çoğalmasına ve bunun da renk değişimine neden olabileceği bilinmektedir. Biyolojik aktivitenin besin azalması ile önce stabil seviyeye sonra da düşük seviyelere gelmesiyle, Haliç’in tekrar kendi rengine kavuşması olasıdır.

Tüm bu değerlendirmeler biyokimyasal reaksiyonlar ve ortam koşullarına ilişkin literatür bilgisine dayandığından kesinlik içermemektedir. Bunun için temsil niteliği olan noktalardan ihtiyaç duyulan hacimlerde ve periyotlarda alınacak numunelerin laboratuvar koşullarında incelenerek, BOİ, çözünmüş oksijen, azot, askıda katı madde ölçümlerinin yapılması tavsiye edilmektedir. Geçmiş yıllardaki Haliç suyu ölçüm verileri ile kıyaslanarak renk değişim kökeni hakkında bilgi sahibi olunabilecektir.

Ahmet Cihat Kahraman | Haziran, 2020